Navigation path

News

Avrupa Birliği'nin Dış İlişkilerinde Kültürün Rolü

16.08.2012 Androulla Vassiliou - Avrupa Komisyonu'nun Eğitim, Kültür, Çok Dillilik ve Gençlikten sorumlu Üyesi, I. Uluslararası Kültür Zirvesi / Edinburg (13 Ağustos 2012).

Ekselansları,

Bakanlar,

Sayın Başkan,

Hanımefendiler ve Beyefendiler,

Bugün Edinburg'da sizlerle bir araya gelerek, kültür konulu bu uluslararası zirve toplantısının açılışını yapmak benim için büyük bir zevk ve onur…

Bu etkinliği düzenledikleri için Britanya Hükümetine, İskoçya Hükümetine, British Council ve Edinburg Uluslararası Festivaline teşekkürlerimi ifade etmek isterim. Bunun yanında bizleri bu etkileyici evde konuk ettikleri için İskoç Parlamentosuna da özel şükranlarımı sunarım.

Bugün Edinburg Festivali, dünya kültür günlüğünün en prestijli ve en önde gelen etkinliklerinden biridir. Kültürün uluslararası boyutunu tartışmak için her yıl farklı birçok ülkeden gelen birçok sanatçıyı ağırlayan bir kentten daha iyi bir mekân tahayyül edemiyorum. Aydınlanma döneminde 'Kuzeyin Atinası' olarak nitelenen Edinburg'un temsil ettiği anlamı bir doğu Akdenizli olarak da özellikle takdir ettiğimi ifade etmek isterim.

Zirve toplantısının açılışını yaptığımız şu sırada, politika tespiti ve kültürel yaratıcılığın farklı aşamalarını bir araya getiren bir grubun bir parçası olmaktan büyük bir heyecan duyuyorum. Yaşamlarımızı farklı dillere ve farklı kurallar bütününe sahip, birbirinden çok farklı dünyalarda sürdürüyoruz. Ancak inanıyorum ki birbirimize kulak vererek gerçekten de çok şey öğrenebiliriz. İşte bu nedenle, bugün bu zirve toplantısında bulunan herkesi, insanlık kültürü olarak adlandırılan bu büyüleyici mozaik üzerinde düşünmeye ve paha biçilemez bu küresel mirasın, halklarımızın bir arada ve barış içerisinde yaşayabilmesine nasıl katkı sağlayabileceğine dair fikir üretmeye çağırıyorum.

Kültür diplomasisi dünyasında gezinmek benim gündelik işimin bir parçası… Kültürden sorumlu Komisyon Üyesi olarak ilk düşüncem, Avrupa Birliği dâhilindeki ulusal, bölgesel ve yerel kültürlerin yarattığı eşsiz mozaiğin korunması konusudur. Dil, çeşitliliğimizin en faydalı ölçütlerinden biridir. Bugün AB'ye baktığımızda, 27 Üye Devlette 23 resmi dilin yanı sıra 60'tan fazla bölgesel ve azınlık dili ile 120'den fazla göçmen dili kullanıldığını görmekteyiz. Babil Kulesi 2012 yılında bile, bütün heybeti ve ihtişamıyla, dimdik ayakta…

Avrupa'nın önündeki güçlük kürselleşmeyle birlikte gelen güçlüktür: bir diğer ifadeyle ekonomik ve teknolojik güçlerin sıklıkla beraberinde getirdiği homojenlik karşısında çeşitliliğin sürdürülebilirliğini nasıl sağlayabiliriz? Büyük pazarların yoğunlaşmayı davet ettiği bir ortamda daha küçük ölçekli oyuncuları nasıl teşvik edebiliriz? İş dünyası bu kadar yüksek bir sesle konuşurken kültüre sesini duyurabileceği bir ortamı nasıl sağlayabiliriz? Avrupa Birliği daha ilk gününden bu yana işte bu sorularla boğuşmaktadır.

Görevim beni, her geçen gün artan bir şekilde, Avrupa Birliği dışındaki yerlere götürmekte ve Avrupa'nın dünyadaki yerini sorgulamaya itmekte… Bu noktada amacım, kültürün ne anlama geldiği hakkında belirli bir görüş geliştirirken yapılanın aksine, tek bir kültürün veya kültür bütününün ön plana çıkartılması değildir.

21. yüzyılda Avrupa'nın 'yumuşak gücünün', Avrupa'nın temsil ettiği kültür vizyonunu korumakla ilgili olduğuna inanan biri değilim. Bununla birlikte bu konunun, Avrupalı sanatçı ve sanat destekçilerinin yeni izleyiciler bulmalarına yardım sağlanması gibi bir noktaya indirgenmemesi gerektiğini de düşünüyorum.

Bence bu konu daha ziyade, Avrupa'nın büyük tarihi zorluğu olan 'çeşitliliğimizi nasıl idare edeceğimiz' konusunun küresel sahneye taşınabilmesi ve ortaklarımızı, bu konuda yapılan tartışmaların bir parçası haline getirilebilmesi hakkındadır. Hem Avrupa ulus ve toplumlarının birbirlerine yönelik açık duruşunun, hem de Avrupa tarafından dünyanın diğer yörelerine yönelik olarak sergilenen açıklık yaklaşımının Avrupa'nın takip edeceği kültür diplomasisi yaklaşımının şekillendirilmesine yardımcı olması gerektiğine inanıyorum.

Kültür diplomasisi hakkında daha fazla söz söylemeden önce, hükümetlerin neden kültür sahasına müdahale ettikleri hususuna da değinmek isterim.

Avrupa Birliği rakamlarına bakıldığında kültür ve yaratıcı faaliyetler sektörlerinin milyonlarca iş imkanı yaratmanın yanı sıra gayrı safi yurtiçi hasılamızın da %4.5'lik bir kısmına tekabül ettiği görülmektedir. Bu sektörler hızla büyüyen, yenilikçi sektörler olup bugün aramızda temsilcileri de bulunmaktadır. Böylesi yetenek ve yenilikçi yaklaşım arasında insan, hükümetlerin böylesi bir sürece nasıl bir faydalı katkıda bulunabileceğini sormadan edemiyor.

Peki öyleyse: Kültür ve sanat söz konusu olduğunda bir hükümetin üzerine düşen görev gerçekten nedir? Yine bu konuda daha özel düzeyde, bazılarına göre sadece ekonomi ve finans konularına yoğunlaşan bir yapı haline gelmiş olan Avrupa Birliği'nin rolü nedir?

Doğrusunu söylemek gerekirse bu konu yeni bir tartışma konusu da değil… Avrupa'nın ilk düşünürleri sürekli olarak sanatın, toplum içindeki yeri hakkında fikirler üretmiş ve sanatın hayal gücümüz üzerinde sahip olduğu etkiyi vurgulamışlardır.

Örneğin Platon, şiirin genç Atinalıların ruhu üzerinde yaratabileceği etkiler konusunda şüpheler taşıyan biriydi. Şayet eğitimin amacı, aklı metaforik mağarasından çıkararak saf, rasyonel düşüncenin açık ve net göğüne yükseltmek idiyse şiir, zihni dağıtan zararlı bir unsuru temsil etmesi dolayısıyla yanılsama adlı, daha aşağı seviyedeki bir aleme aitti.

İşte bu nedenle Platon’un polis adını verdiği ideal devlette hükümetin rolü, gençlerin maruz kalacağı drama ve şiir türlerini çok büyük bir dikkatle kontrol altında tutmaktı.

O günlerden bugüne Avrupa uzun bir yol kat etti; bugün sanatın toplumumuz içinde sahip olduğu özerklik ve özgürlük, bizlere gurur veriyor. Bu durum aslında bir bakıma, toplumumuzun sağlık ve canlılığını ölçebildiğimiz bir gösterge olarak da görev yapıyor.

Elbette ki bizleri bu noktaya taşıyan yol, kolay bir yol olmamıştır. Yakın geçmişimizin en karanlık anlarında, yirminci asrın Avrupalı diktatörleri sanat ve kültürü, totaliter makinenin hizmetine sunmuşlardır.

Hükümet-sanat çelişkisi aslında çok net olarak görülmektedir: Bu ikiliden biri, güç ve düzenin dilini konuşurken diğerinin aklındaki konu ise gerçek ve güzellik… Hükümet istikrar için yanıp tutuşurken sanat, sıklıkla kışkırtma ve meydan okumanın peşinde… Bu ikili içinde belki de sanatın, daha demokratik taraf olması ise ilginç bir durum teşkil etmekte…

Bugün Avrupa'nın ileri liberal demokrasilerinde bile eleştirmenler hükümetleri, sanatı büyüme ve istihdam makinesine yedirmekle ve sanatın içinde barındırdığı sanat için sanat değerini göz ardı etmekle suçlamaktadır.

Bu itibarla, eski olsun yeni olsun tüm bu tehlikeler ışığında, hükümetlerin tam anlamıyla dışarıda kalması çok daha iyi olmaz mıydı? Netice itibariyle bir bürokrat bir şaire ne sunabilir? Hangi politika bir ressama yardımcı olabilir? Hangi tüzük bir besteciye ilham kaynağı olabilir?

Ama yine de ben, sanat alanlarının tek başlarına ve toplumun geri kalan kesimlerinden soyutlanmış bir şekilde varolmadığının bilinciyle, bugün kamu müdahalesinin tıpkı daha önce olduğu kadar kuvvetli olduğuna inanıyorum.

Şayet bir adım geri giderek, genellikle gösteri, sergi veya yayın yoluyla seyirciyle kurulan bir etkileşimle neticelenen yaratma sürecine biraz daha uzaktan bakabilirsek, bu durum çok daha açık bir şekilde görülecektir.

Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, toplumlarımız, uzun bir süre önce sanat ve kültürü düzenleme kararı almıştır. Bu düzenlemeyi yapma biçimimiz ise bizlere sahip olduğumuz değerlerle ilgili bir şeyler söylemektedir.

Elbette ki esin ve güzellik konusunda mevzuat yaratamayız; ancak, sanatsal sürecin neticelerinin nasıl dağıtılacağı ve nasıl ödüllendirileceği konusunda veya eğitim sitemlerimizin yaratıcılığı nasıl besleyebileceği hususunda seçenekler geliştirebiliriz. Bir diğer ifadeyle seçimler yapmamız gerekiyor ve bu seçimler de bizleri netice itibariyle politika noktasına taşıyor.

Diğer konularda da olduğu gibi kültür konusunda da,  eğer istersek, bireysel oyuncuların menfaatlerinin ötesine geçerek daha büyük bir kamu yararının savunuculuğunu yapabiliriz. Bir diğer deyişle kültürün fark yarattığı kararına varabiliriz. 

Modern dünyada Avrupa toplumları işte bu sonuca varmışlardır. Bizler kültürün, her bir yurttaşın pay sahibi olduğu bir kamu yararını temsil ettiğine ve bu konunun, sadece özel bir konu olamayacağına ve olmaması gerektiğine karar vermiş bulunuyoruz. 

Bu itibarla sorun, yaratma anının hassas mahremiyetine saygı gösterirken ve hükümet müdahalesinin taşıdığı tüm tehlikeleri engellerken, aynı zamanda da kamu desteğini nasıl sağlayabileceğimiz noktasında düğümleniyor. Peki; öyleyse kamu yararı derken neyi kast ediyoruz?

Burada çıkış noktamızın piyasa olduğuna inanıyorum. Deneyimlerimiz bizlere göstermiştir ki piyasa, hükümetlerin asla üretemeyeceği kadar yüksek sayıda mal ve hizmetin sağlandığı eşsiz bir araçtır. Ve yine tarih de aynı şekilde, piyasanın sınır ve eksikliklerini açıkça gözler önüne sermiştir. Bütün bu söylediklerim yaşamın diğer alanlarında da olduğu gibi kültür için de geçerlidir.

Piyasa başarısızlığının temelinde seçim paradoksu yer almaktadır. Teori bize piyasaların sonsuz seçenek sunacağını söylemektedir: eğer talep varsa, o zaman piyasa bunu tedarik edecektir. Bireysel zevkler ve arzular, ekonomik aktörlerin her ürünü ve hizmeti sonsuz buluşla yeniden tasarlamasına yol açmaktadır.

Zaten uygulamada da yaşanan tam olarak budur; bugün Avrupa’da çoğumuz etrafını bireysel kimliğini her açıdan yansıtan maddi ürünlerle donatabilmiştir.

Konu kültüre geldiğinde, gerçekten sayısız seçenek istiyor muyuz sorusu karşımıza çıkıyor, özellikle de bu süreçte kaliteden ödün veriyor görünüyorsak.

Televizyon bunun en bariz örneğidir. Yüzlerce ücretsiz kanal arasından seçme opsiyonunun hayatımızı daha zenginleştirdiğine ve doyumu arttırdığına gerçekten inanıyor muyuz? ‘Seçenek’ konusu elbette basit sayısal bir konu olmanın çok ötesine geçmektedir ve piyasanın elinde de tüm yanıtlar bulunmamaktadır.

Pek çok ülkede en yenilikçi ve heyecan verici programlardan bazılarının devletin yayın organı tarafından veriliyor olması bir tesadüf müdür? En iyi drama, müzik ve komedilerden bazılarının devletin yayın organlarında üretiliyor olması bizi şaşırtmalı mı? Ya da en bağımsız ve tarafsız haberlerin ve belgesellerin yine onlar tarafından yayınlanıyor olması bizi şaşırtmalı mı? Sonuçta, bu başarının arkasında kamu müdahalesi ve kamu parası bulunmaktadır.

Sinemada da benzer bir durum söz konusudur. Avrupa’nın tamamını içine alan son derece renkli film mirasımızı piyasanın kendi başına üretebileceğine gerçekten inanıyor muyuz? Tek bir Avrupa sinemasından bahsetmek zor, ancak en azından kamunun finanse ettiği bir sinemanın hepimizin paylaştığı bir Avrupa değeri olduğunu kabul etmeliyiz.

Bununla birlikte, bunun tamamen Avrupa’ya özgü bir hikâye olduğuna da inanmıyorum. Eminim ki, bu odada oturan pek çok kişi bu değerlerden bazılarını paylaşıyordur. Çoğumuz piyasaların medeni bir toplumun kültür ve sanat alanında talep ettiği her şeyi tek başına karşılayamayacağı konusunda hemfikiriz. 

Hanımefendiler ve beyefendiler,

Birkaç dakikalığına hükümetin rolüne değinmek istedim çünkü bu konu bizi doğal olarak kültürel diploması tartışmasına götürüyor. Sonuçta hepimiz sürekli olarak kamu iyiliğini gözetiyoruz. Hepimiz özgürlük, çeşitlilik ve eşitlik arasında mükemmel bir denge tesis etmeye çalışıyoruz. İnanıyorum ki, çoğumuzun yurt içinde karşılaştığı kültürel tartışmalar dış ilişkilerimizde de aynı derecede önemli.

Şimdi müsaadenizle Avrupa Birliği’nin dış ilişkileri bağlamında kültürün rolü konusundaki görüşümü ortaya koymak istiyorum. Öncelikle, kendimize kültürün tam kalbinde yer alan mükemmel paradoksu hatırlatmalıyız: insanlar her yerde kendi özgün yerel kimliklerinden kaynaklanan ve onları komşularından ayırt eden diller, semboller, sanatlar ve gelenekler yaratmıştır. Aslında hepimiz bunun ne anlama geldiği konusunda ortak derin bir anlayışa sahibiz. Farklı kodlarımıza rağmen iletişim kuruyoruz.

Kültür gerçek kimliğimize bürünmemize imkân veriyor. Nereden geldiğimizi ve ne olmak istediğimizi anlamamıza yardımcı oluyor. Sanat sayesinde bulunduğumuz yerin ve anın ötesine geçerek daha büyük bir oluşumla bağlantı kurabiliriz: gerçeklik ve güzellikle ilgili fikirler, tarihin ihtişamı ve trajedisi, insan ruhunun derinliği ve gizemi gibi. Kültür, kendi kimliğimizi –her zaman etrafımızı saran dünya ile ilişkili bir şekilde - örmemize yardımcı oluyor.

Zaten bu nedenle kültür ve sanat dünya genelinde toplumlar ve bölgeler için bu denli bağlayıcı bir güçtür. Dil bariyerini aşarak ve önyargıların önüne geçerek farklı ülkelerden ve farklı etnik gruplardan gelen insanları birbirine bağlar. Sanat yoluyla insanlar ortak değerleri keşfederler ve eşitler arasında bir diyalog yürütebilirler.

Avrupa Birliği’nin temel politikalarından birini kültürel çeşitliliğin ve kültürlerarası diyaloğun desteklenmesi; kültürün yaratıcılık ve yenilikçilik kapasitesinin ortaya çıkarılması ve dünya çapındaki ortaklarımızla ilişkilerimizi geliştirirken kültürden tam olarak faydalanılması oluşturmaktadır.

UNESCO’nun 2005 tarihli Kültürel İfadelerin Çeşitliliğinin Korunması ve Geliştirilmesi Sözleşmesine taraf olan AB, Avrupa’nın dış ilişkilerinde kültüre yeni ve daha aktif bir rol geliştirmeyi arzu etmektedir.

Kültürü artık sadece kendi başına yapılan bir dizi kültürel etkinlik olarak değil, artan bir şekilde siyasi, sosyal ve ekonomik kalkınmanın ana unsurlarından biri olarak görmekteyiz. Zaten bizim de teşvik etmek istediğimiz farklı yaklaşım budur.

Avrupa’nın kültür enstitüleri bu çabalarda kilit ortaklarımız konumundadır. Bunların bir kısmı, mesela British Council ve Gulbenkian Vakfı, ‘More Europe’ (Daha Fazla Avrupa) girişimini başlatmıştır. Bu çerçevede, kültürün AB’nin dış ilişkilerindeki rolünü vurgulamak amacıyla Avrupa çapında tartışmalar düzenlemektedirler.

Avrupa Komisyonu, üçüncü ülkelere yönelik ortak AB stratejisi üzerinde çalışmak amacıyla Kültür ve Dış İşleri Bakanlıklarının temsilcilerinden oluşan bir uzman gurubu kurdu.  Bu yeni yaklaşımda Çin’i emsal teşkil edecek bir deney olarak görüyoruz, dolayısıyla izninizle yürüttüğümüz çalışmalar konusunda kısaca bilgi arz etmek istiyorum.

Bu senenin başında, Çin ile birlikte AB’nin yeni 'High-Level People-to-People Dialogue' (Üst Düzey İnsandan İnsana Diyalog) programını başlattım. Ortak hedefimiz gayet net: toplumun ve kültürel hayatın farklı alanları arasında yakın temasların teşvik edilmesi suretiyle halklarımız arasındaki karşılıklı anlayışı derinleştirmek. Bu da ancak gençlerimizi çeşitliliğe saygı gösterme ve bu çeşitliliği takdir etme konusunda eğitmemiz halinde gerçek olabilir. Bu sebepten dolayı, eğitim, kültür ve gençlik yeni diyaloğumuzda üç öncelikli alanı oluşturmaktadır.

Bu yeni girişim AB ve Çin arasında strateji ve ticaret alanındaki mevcut diyaloglarla eşit öneme sahiptir. Bu durumu, kültürün AB’nin dünyanın geri kalan kısmı ile olan ilişkilerinde sahip olduğu yeni ve ayrıcalıklı konumun açık bir şekilde tanınması olarak görüyorum.

Çin ile olan yeni diyaloğumuzun merkezinde birbirimize artan bağımlılığımız konusunda bir anlayış yer almaktadır: her iki taraf da ortak menfaatlerinin giderek arttığının bilincindedir.

Çok farklı geçmişlerimiz ile Avrupa-Asya kıtalarının iki zıt ucunda yer alıyoruz, her ikimiz de kültürel çeşitliliğimize çok büyük bir değer atfediyoruz. Bununla birlikte -ekonomi, çevre ve hatta demografi alanında - ortak zorluklarla karşı karşıyayız. Bu zorlukların üstesinden gelmek için işbirliğinde bulunmamız gerekmektedir. Başarılı işbirliğine giden yol ise karşılıklı anlayıştan geçmektedir.

İşte bu sebepten dolayı halklar arası temaslar dış ilişkilerimizde yeni bir rol üstlenmektedir. Dünya sahnesine Avrupa kültürü ile ilgili bir dizi imge göndermeye çalışmak yerine, kendi aralarında karşılıklı alış verişte bulunmaları için çeşitli kültürel aktörleri bir araya getirmeye çalışıyoruz. Burada sahnenin ortasında tek bir geleneğin biriken mirası değil, sanatçı ve kültür girişimcisi yer alıyor. Bu ilkelerin Avrupa’nın tüm dünya ile olan ilişkilerinde geçerli olduğuna inanıyorum.

Şimdi izninizle batıya dönmek istiyorum. Son yıllarda Avrupa Birliği Brezilya ile kültür alanındaki işbirliğini önemli ölçüde geliştirdi. Ortak amacımız UNESCO Sözleşmesi’ndeki ilkelerde yer almaktadır.

Önceliklerimizden birisi kültürel ve yaratıcı sektörlerin geliştirilmesidir. Bu yıl Haziran ayında Rio de Janerio’da gerçekleştirilen yaratıcı ekonomi konulu konferans, her iki tarafın da bu sektördeki tecrübelerini paylaşmasına ve daha fazla diyalog ve işbirliği fırsatı yakalamalarına imkân vermiştir

Kültür mirası Brezilya ile olan politika diyaloğumuzda merkezi bir konuma sahiptir. Her iki taraf da zengin, çeşitli ve canlı bir doğal ve kültürel mirasa sahip olduğu için şanslıdır. Stratejileri, uzmanlığı ve politikaları paylaşmak suretiyle diyaloğumuz bu önemli kaynakların korunmasına yardımcı olacaktır.

İster Brezilya’dan ister Çin’den bahsedelim ya da konu dış ilişkilerimizden herhangi biri olsun, sonuçta halklar arasında yeni ve daha derin bağlar tesis edecek olan yine vatandaşlarımızdır; yani sanatçılarımız ve kültürel aktörlerimiz, öğrencilerimiz ve öğretmenlerimizdir. Güven ve anlayışa dayanan kalıcı köprüleri kuracak olan yine onlardır, siyaset belirleyicileri olarak bizler ancak bu süreci kolaylaştırabiliriz.

Bu daha azimli yaklaşımı destekleyebilmek amacıyla AB kültürel işbirliğini destekleyen ve halklar ve uluslar arasındaki diyaloğu teşvik eden bir dizi finansman programını yönetmektedir.

Bugünkü ‘Kültür Programı’ daha şimdiden hem Avrupa içindeki hem de dünyanın başka kesimlerindeki ortaklarla olan işbirliğinin desteklenmesinde kilit rol oynamaktadır. ‘Kültür Programı’  üç hususun gerçekleştirilmesini amaçlamaktadır: kültür sektöründe faaliyet gösterenlerin sınır ötesi hareketliliğini desteklemek; kültürel ve sanatsal çıktıların uluslar ötesi dolaşımını teşvik etmek; ve kültürlerarası diyaloğu pekiştirmek.  

Finansman desteğinden yalnızca 27 Üye Ülke değil Avrupa Ekonomik Alanı ülkeleri (İzlanda, Lihtenştayn ve Norveç), AB’ye adaylık başvurusu yapmış ülkeler  (Hırvatistan, Karadağ, Sırbistan, Türkiye ve Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya) ile AB ile anlaşmalar imzalayan batı Balkan ülkeleri de yararlanabilecektir.

'Media Mundus' programı dünyanın dört bir yanındaki görsel işitsel sektör çalışanlarına bir değişim ve işbirliği ortamı sunmaktadır. Birçoğunuz bu programlarla tanışacaksınız.

Bir sonraki 2014-2020 finansman dönemi için kültüre yönelik bu uluslararası yaklaşımı güçlendirmek istiyoruz. Yine, izole etkinlik ve projeleri desteklemek yerine tutarlı bir strateji oluşturmak istiyoruz. 

Yeni programımızın adı ‘Creative Europe/Yaratıcı Avrupa' ve Avrupa Komisyonu adına geçen yılsonu bir mevzuat teklifi ortaya koydum. Avrupa Parlamentosu ve AB’nin ulusal hükümetleri halen metni müzakere etmektedir. Önümüzdeki yılın başında bir anlaşmaya varılmasını bekleyebiliriz. 

'Yaratıcı Avrupa' kültürel ve yaratıcı sanayilerin, küreselleşmenin güçlüklerine ayak uydurmasına, dijitalleşmenin yarattığı fırsatlardan yararlanmasına, yeni ticaret modellerini denemesine ve yeni beceriler geliştirmesine yardımcı olacaktır.  

Yeni program AB’nin güney ve doğu komşuluk bölgelerinden tam katılımın sağlanması için yeni imkânlar sunmaktadır. Amacımız, kültürel ve yaratıcı sektörlere destek olmak üzere AB içerisinde benimsediğimiz yaklaşımı bu ülkelerde de uygulayarak kültürel işbirliğimizi güçlendirmektedir.

Avrupa Birliği için, güneyde ve doğuda en yakınımızdaki komşularımızla ilişkilerimiz bölgenin istikrarı ve demokratik dönüşümü açısından elzemdir. AB her zaman olduğu gibi, kendi iradesini empoze ederek değil bir dizi değerlere saygı duyulması çağrısında bulunarak, sınırları içerisinde ve ötesinde bir barış ve refah alanı yaratmaya çalışmaktadır. Kültür bu çabada merkezi rol oynamaktadır.  

Arap baharına karşılık vermek Avrupa Birliği’nin görevidir. Demokrasi, insan hakları, iyi yönetim, hukukun üstünlüğü ve sosyal adalet değerlerine ortak bağlılık temelinde yeni ortaklıklar kurduk. Akademik programlar ve burs programları ve daha güçlü kültürel değişim programları aracılığıyla özellikle insanlar arası temasların güçlendirilmesine önem verdik.

Bu tür değişim programlarının getirdiği birbirini anlama, dostluk ve daha güçlü ilişkiler kurulması gibi sonuçların ötesinde daha uzun ömürlü olacak yapısal değişimleri teşvik etmeye çalışıyoruz. Orta Doğu’da Avrupa Kültür Kurumları Derneği ile birlikte çalışarak Akdeniz bölgesindeki ülkelere demokratik geçiş süreçlerini tamamlamaları, daha etkili kültür politikaları hazırlamaları ve kendi kültürel ve yaratıcı sektörlerini geliştirmeleri için yardımcı oluruz. 

Şimdi de yeni programımız ‘Yaratıcı Avrupa’ya ilişkin kısaca bilgi vermek istiyorum. 

‘Yaratıcı Avrupa’nın en önemli çalışmaları arasında, kültürel aktörlerin dijital teknolojilerden tam anlamıyla yararlanmalarını ve yeni ticaret modellerini denemelerini sağlayan uluslar ötesi projelere destek vermek yer almaktadır. Kısaca söylemek gerekirse inovasyonu teşvik etmeye çalışıyoruz.  

Sergi ve uluslar arası turların finanse edilmesiyle yeni çalışmaların uluslar ötesi alanda yayılmasını teşvik edecek ve edebi çeviriyi desteklemeye devam edeceğiz.

Gençlerin her gün kendilerini çevreleyen dijital bilgi yığınlarını anlayarak yorumlayabilmeleri için Avrupa genelinde medya okuryazarlığını geliştirmeyi istiyoruz. İşte burası kültür ve eğitimin buluştuğu yerdir. 

Sinema ve görsel-işitsel endüstriye yönelik araçlarıyla ‘Yaratıcı Avrupa’ Avrupa filmlerinin dağıtımını destekleyecek ve bunların sınırlarımız ötesinde yeni izleyicilerle buluşmasını sağlayacak ortak prodüksiyonları teşvik edecektir. Sanayideki profesyonellerin eğitimini finanse edecek ve tüm dünya genelinde ticaret çevreleriyle temasa geçmelerine yardımcı olacağız. Ayrıca Avrupa filmleri gösteren bağımsız sinemaları da desteklemeye devam edeceğiz.  

‘Dijital yayına geçiş’ bu güçlüklerin merkezinde yer almaktadır. Küreselleşmeyle birlikte dijitalleşme de kültür alanında değişimin muhtemelen en önemli itici gücünü temsil etmektedir. Yaratım aşamasından yapım, dağıtım ve erişime kadar değer zincirinin tamamını etkilemektedir.

Dijital teknolojiler yeni izleyici kitlelerine ulaşmamıza ve kültüre erişimi arttırmamıza yardımcı olur. Düşük dağıtım masrafları ve bireysel ifade için yeni kanallar dahil eşi benzeri olmayan fırsatlar sunmakta ve bunların hepsi de kültürel çeşitliliği zenginleştirmektedir. 

Öte yandan güçlükler de vardır. Dijitalleşme, bağımsız sinemaların da çok iyi bildikleri gibi masraflı olabilmektedir. Medya organlarının çoğalması, örneğin dil alanında zaten bölünmüş olan bir Avrupa’da izleyici kitlesinin bölünme riskini de beraberinde getirmektedir. Bu da geleneksel kültür endüstrilerinin ticari ömrünü tehdit etmektedir. Yeni programımız ‘Yaratıcı Avrupa’ bu güçlüklerin üstesinden gelinmesi için yardıma hazırdır. 

Son olarak şunu belirtmek isterim ‘Yaratıcı Avrupa’ finansman alanında da yenilik getirecektir. Programımızı hazırlarken küçük çağlı kültür operatörlerinin karşı karşıya bulunduğu en önemli güçlüğün finansman olduğunu gördük: elinizde küçük miktarda bir maddi teminat varken ve bankalar ne yapmaya çalıştığını gerçekten anlamazken riskli bir kültür projesine nasıl finansman bulunur?  

İşte bu nedenle ‘Yaratıcı Avrupa’ ile, bankalara risk koruması sağlamak suretiyle küçük ve orta ölçekli teşebbüslerin krediye erişimlerini arttıracak yeni bir Avrupa kredi aracı yaratmayı teklif ediyoruz. Başka bir deyişle özel finansman yaratmak üzere AB bütçesindeki parayı kullanıyoruz. 

İngiltere ve İskoçya kültürel ve yaratıcı sektöre yönelik stratejik bir yaklaşım benimsenmesi ihtiyacını ve bunun yararlarını ilk gören ülkeler arasında yer almaktadır, ve bizler bu ülkelerden çok şey öğrendik.

Örneğin, ortak bir yaklaşıma ihtiyacımız olduğunu biliyoruz ve işte bu nedenle Komisyon yakın bir gelecekte, kültürel ve yaratıcı sektörleri desteklemek üzere entegre stratejiler geliştirmek amacıyla yerelden, bölgesel, ulusal ve AB düzeyinde tüm politika yönetimi düzeylerine çağrıda bulunacak bir Tebliğ yayınlayacaktır. 

Bu tür stratejiler kültür bakanlıklarının geleneksel çizgilerini aşmalıdır. Artık izole ortamlarda çalışamayız. Ekonomi, eğitim, kentsel ve bölgesel kalkınma ve arazi planlaması gibi başka politika alanlarına da girmeliyiz.

Ekselansları,

Bakanlar,

Hanımefendiler ve beyefendiler,

Ortak hedefler doğrultusunda birlikte çalışmak, bir Avrupalıların, çoğu zaman zıt görüşler ya da şüphecilik karşısında geçen yarım yüzyıl boyunca yapmayı iyi öğrendiğimiz bir şeydir. Bugünkü ekonomik ve mali endişeler ancak yolumuza devam etme kararlılığımızı güçlendirebilir. 

Avrupa projesinin temelinde kendisini oluşturan kültür ve kimliklerin çeşitliliğine tam saygı gösterilmesi yatmaktadır. Bu hiçbir zaman tam olarak sona ermeyecek bir çalışmadır, daimi bir mücadeledir ve böyle olması da gerekir. 

Bu oldukça güçlü ve muhtemelen de evrensel bir imajdır. Her birinin paylaşarak saygı gösterdiği insan onuru, dayanışma, hoşgörü, ifade özgürlüğü, insan hakları ve çeşitliliğe saygı ve kültürler arası diyalog değerleri içerisinde birlikte yaşama ve çalışmanın gücüne inanan çeşitli ülke ve halklardan oluşan bir birliğin imajıdır.

Halklar arasında diyaloğu teşvik etmeye çalıştığımız bir ortamda kültür en demokratik ve erişilebilir araçlardan bir tanesidir. Ulusal ve etnik sınırları, dil engellerini, sosyo-ekonomik eşitsizlikleri ve nesiller arası farklılıkları aşabilir. Bu nedenle yalnızca Avrupa’nın kültüre olan desteğine değil ayrıca dünyanın geri kalanıyla olan ilişkilerimizde kültürün merkezi konumuna yürekten bağlı olduğumu ifade etmek isterim.   

Hepinize başarılı ve eğlenceli bir zirve diliyorum.

Teşekkür ederim.

Daha fazla bilgi

Kıbrıs'ta Avrupa Komisyonu

Contact

Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği

Address

AB Evi

30 Byron Caddesi

1096 Nicosia/Lefkosa

Phone

work Tel.:
+357 22 81 77 70

Faks: +357 22 76 89 26

E-Mail


Europe Direct Larnaca/Larnaka

Address

Filiou Tsigaridi

6300 Larnaca/Larnaka

P.O. Box 40045

Phone

work Tel.:
+357 24 62 09 93

Faks: +357 24 62 09 93

E-Mail


Europe Direct Limassol/Limasol

Address

Athinon ve Nikos Xiouta sokak köşesi

3040 Limassol/Limasol

Phone

work Tel.:
+357 25 00 20 44 ve +357 25 00 20 27

Faks: +357 25 00 27 63

E-Mail


Europe Direct Pafos/Baf

Address

26, 25th of March str.

8100 Pafos/Baf

Phone

work Tel.:
+357 26 93 55 00

Faks: +357 26 91 10 32

E-Mail


Information page

  • Top
  • Last update: 16 | 08 | 2012