Navigation path

News

Avrupa’nın yenilenmesi – Ulusa Sesleniş 2011

29.09.2011 Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Durão Barroso, Strazburg’daki Avrupa Parlamentosunda yıllık Ulusa Sesleniş konuşmasını yaptı. Başkanın bu yılki konuşmasının teması “Avrupa’nın Yenilenmesi” idi. Aşağıda Başkanın konuşmasının tam metnini okuyabilirsiniz.

Sayın Başkan,
Değerli Üyeler,
Bakanım,
Birliğin durumuna dair analizimizde dürüst ve net olmalıyız.
Birliğimizin tarihindeki en büyük zorlukla karşı karşıyayız.
Mali, ekonomik ve sosyal bir kriz yaşıyoruz. Ama bu aynı zamanda bir güven krizi. Avrupa’daki liderlere duyulan güven ve çözüm bulma kapasitemiz ile ilgili bir kriz.
Krizin temel nedenleri iyi biliniyor. Avrupa, rekabetçiliğin zorluklarını karşılayamadı. Üye devletlerimizden bazıları karşılayabileceklerinden daha fazla harcayarak yaşadılar. Finansal pazardaki bazı davranışlar sorumsuzca ve kabul edilemezdi. Üye Devletlerimiz arasında, özellikle de Avro bölgesinde büyümek için dengesizliklere izin verdik.
Dünya düzenindeki yapısal değişiklikler ve küreselleşmenin baskıları, durumları daha da kötüye götürdü.
Sonuç net: Toplumlarımızdaki şikayet. Vatandaşlarımız arasında kol gezen gelecek korkusu. Milliyetçi denilemez ama, milli bir hisse doğru büyüyen bir kaçış tehlikesi.
Popülist cevaplar Avrupa Birliği’nin en büyük başarılarını akla getiriyor: Avro, tek Pazar, hatta kişilerin özgür hareketleri.
Bugün, egemen borç krizinin, her şeyden önce, bir politik güven krizi olduğunu söyleyebiliriz. Ve bizim vatandaşlarımız, ama aynı zamanda dış dünyadaki insanlar, bizi gözlemliyor ve kendi kendine şu soruyu soruyor; biz gerçekten bir Birlik miyiz? Biz gerçekten tek para birimini devam ettirme niyetinde miyiz?
Gerçekten en korunmasız Üye Devletler önemli reformlar gerçekleştirmeye karar vermiş durumdalar mı?
En varlıklı Üye Devletler gerçekten de dayanışma sergilemeye hazır mı?
Avrupa gerçekten büyüme gerçekleştirme ve iş alanları yaratma becerisine sahip mi?
Bugün burada şu iddiada bulunuyorum:
Evet, durum ciddi. Ama krizin çözümleri var.
Eğer biz güveni yeniden inşa edersek, Avrupa’nın bir geleceği var.
Ve güveni inşa etmek için de istikrara ve büyümeye ihtiyacımız var. Ama aynı zamanda da siyasi isteğe, siyasi liderliğe.

Hep birlikte vatandaşlarımıza bir Avrupa yenilenmesi sunmalıyız.
Berlin Beyanname’sinde belirtilen, Roma Antlaşmalarının imzalanmasının 50. yıl dönümü dolayısıyla Komisyon, Parlamento ve Avrupa Konseyi tarafından imzalananları eyleme geçirmeliyiz. O zaman şöyle denmişti: ‘Wir leben heute miteinander, wie es nie zuvor möglich war. Wir Bürgerinnen und Bürger der Europäischen Union sind zu unserem Glück vereint.’-‘ Bugün daha önce hiç mümkün olmayan bir şekilde bir arada yaşıyoruz. Biz, Avrupa Birliği vatandaşları, daha iyisi için birleştik.’ Bu bir beyannamedir. Ve sözcükler değerlidir. Bu istek ifadesi gündelik bir cesarete dönüştürülmelidir.
Kurumlarımızla birlikte çalışarak ve onlara karşı çalışmayarak, başarabiliriz.
 Bazıları için, asıl önemli olan istikrar ihtiyacıdır. Diğerleri içinse, büyümedir.
Ben, bizim ikisine de ihtiyacımız olduğunu söylüyorum.
Bazıları disiplini öğütlerler. Diğerleri ise, dayanışmayı.
Bizim ikisine de ihtiyacımız var.
Parça parça çözümlerin miladı doldu. Küresel çözümlere baş koymamız gerekiyor. Avrupa için daha büyük bir hırs gerekiyor.
Bugün, tarihimizde bir dönüm noktasındayız. Daha fazla bütünleşmezsek, parçalanma riskine gireceğimiz bir dönemdeyiz.
Bu yüzden bu bir siyasi niyet meselesi, tüm neslimiz için bir test.
Ve size söylüyorum, evet, bu krizden kurtulmak mümkün. Yalnızca mümkün değil, aynı zamanda da gerekli. Ve siyasi liderlik, gerekli olanı mümkün hale getirmektir.
Değerli Üyeler,
Yunanistan ile başlayayım. Yunanistan, Avro bölgesinin bir üyesidir ve öyle kalacaktır. Yunanistan, sorumluluklarını tümüyle ve zamanında yerine getirmelidir. Buna karşılık olarak, diğer Avro bölgesi üyeleri Yunanistan’ı ve birbirlerini desteklemeye söz vermişlerdir. 21 Temmuz’da Avro bölgesi zirvesinde belirtildiği gibi: “Programlar dahilindeki ülkelere Pazar erişimlerine yeniden ulaşana kadar, bu programları başarıyla uyguladıkları takdirde, destek sunmaya devam etme kararındayız. “
Ben de Yunanistan için Görev Kuvveti’ni bu yüzden yarattım.
Kısa zaman önce, iki temel noktaya dayalı olan bir eylem planını devreye soktuk:
• Yunanistan’ın yapısal fonlarının geriye kalan paylaştırılmasını en iyi biçimde yapabilmek için, tüm Yunan bölgelerinde yatırım yapan, 100 civarında uygulanabilir ve yüksek kaliteli proje.
• Ve Avrupa’nın ortak kurulmuş projeleri için bürokratik prosedürleri azaltacak büyük bir gelişme.
Yapısal fonlardan 15 milyar Avro Yunanistan’da harcanmak üzere beklemektedir. Bu Yunan yönetimine acil bir teknik destek programıyla Yunan ekonomisini destekleyecektir.
Avrupa Yatırım Bankası’nın Yunan Kobi’lerine olan borçlarının şimdiden hareket halinde olduğunu garanti etmek için 500 milyon Avroluk bir program. Komisyon aynı zamanda bankalara gerçek ekonomiye yeniden borç vermelerinde yardımcı olması için daha geniş bir garanti mekanizması planlamaktadır.
Tüm bunlar Yunanistan’ın karşı koyuşuna büyük bir destek oluşturmaktadır ve Yunanistan somut sonuçlar elde etmek zorundadır. Zarar verici uygulamalarla yolunu ayırmalı ve elde edilmiş kârlara direnmelidir.
Ancak biz bu konuda net olmalıyız. Bu bir koşuşturma değil, bir maratondur.
 İstikrarlı ve sorumluluk sahibi bir Birlik kurma görevi yalnızca Yunanistan’a ait değildir.
Karşı karşıya olduğumuz ekonomik gelecek hayli zor. Risklerin süregelen bir biçimde küresel olarak yeniden değerlendirilmesinin olumsuz etkileriyle karşı karşıya bırakılmış durumdayız. Bu yüzden Avroya ve Birliğimize olan güveni bir bütün halinde yeniden inşa etmek de bizim sorumluluğumuz altındadır.
Ve biz bunu, hırslı, kapsayıcı ve kaynak-etkili bir biçimde ortak bir para birimi ve bütünleşmiş bir ekonomi yürütmek için gereken tüm kararları alabileceğimizi göstererek yapabiliriz. Bunun için kısa, orta ve uzun vadede eyleme geçmemiz gerekiyor.
Bunun ilk adımı egemen borç krizine karşılık verme biçimimizi hızla düzeltmektir.
Bunun için kriz çözümüne dair daha güçlü mekanizmalar gerekecektir. Avro için güvenilir bir güce ve etkili güvenlik duvarlarına ihtiyacımız var.
 AFİF (Avrupa Finansal İstikrar Fonu) ve yolda olan Avrupa İstikrar Mekanizması üzerine temellenmeliyiz.
AFİF’in hızla hem daha güçlü hem de daha esnek bir hale getirilmesi gerekiyor. Komisyon da zaten Ocak ayında bunu önerdi. Avro bölgesinin Devlet ve Hükümet Başkanları da 21 Temmuz’da bunda karar kıldı. Ancak o zaman, bunu onayladığınızda, AFİF;
• Uyarı niteliğinde müdahaleler uygulayabilecek;
• Bankaların rekapitalizasyonunun desteklenmesine aracılık edebilecek,
• Kötü etkilenmelerin önlenmesine yardımcı olabilmek için ikincil piyasalara müdahale edebilecektir.
AFİF onaylandıktan sonra, onun finansal kılıfını en iyi biçimde kullanmalıyız. Komisyon, bu amaçla seçenekler üzerinde çalışmaktadır.
Dahası, AİM’nin (Avrupa İstikrar Mekanizması) yürürlüğe girişini hızlandırmak için mümkün olan her şeyi yapmalıyız.
Ve doğal olarak Avrupa Merkez Bankası’nın-Antlaşmaya göre- Avro bölgesinin birleşmesini ve finansal istikrarını garantilemek için gereken her şeyi yapacağına inanıyoruz.
Ancak burada duramayız. Özellikle Avro bölgesinde, ekonomik koordinasyonu ve bütünleşmeyi derinleştirmeliyiz.
 Bu en az ekonomik bir görev kadar büyük bir siyasi görevdir.
Bugün, bir yıl önce sizin ve Konsey’in önüne koyduğumuz “altılı paket” adı verilen önergeleri oylayacaksınız. Bu “altılı paket” İstikrar ve Büyüme Sözleşmesi’ni reforme etmekte ve makro-ekonomik dengesizliklerin denetlenmesini genişletmektedir. Şimdi tekrar Komisyon’un en başta masaya koyduklarına çok yakınız. Siz bu önergelerin hırs düzeyini sabit tutarak belirleyici bir rol oynadınız ve ben gerçekten bu konuda size teşekkür etmek ve sizi tebrik etmek istiyorum.
Bu yönetmelik bize daha güçlü yürütme mekanizmaları sağlayacak. Şimdi ulusal kararlar alınmadan önce Üye Devletler’in bütçeleriyle ilgili planlarını tartışabiliriz. Disiplin ve bütünleşmenin bu birleşimi Avro bölgesinin geleceğinin anahtarını elinde tutmaktadır. Biz ancak daha fazla bütünleşme ve daha fazla disiplinle gerçekten güvenilir bir Avro bölgesine sahip olabiliriz.
Değerli Üyeler,
Bunlar gerçekten ileriye doğru önemli adımlar, ancak biz daha da ilerlemeliyiz. Parasal birliğimizi ekonomik bir birlikle tamamlamalıyız. Maastricht’deki görevleri başarmalıyız.
 Ekonomik ve bütçesel kurallara ulusal yaklaşımlarla ortak bir para birimine ve tek bir piyasaya sahip olabileceğimiz bir yanılsamaydı. Haydi, şimdi, hükümetler arası bir yaklaşımla ortak bir para birimine ve tek bir piyasaya sahip olabileceğimiz gibi bir başka yanılsama yaşamaktan kaçınalım.
Avro bölgesinin güvenilir olabilmesi için—ve bu yalnızca federalistlerin değil, aynı zamanda piyasaların da mesajıdır—gerçek bir Topluluk yaklaşımına ihtiyacımız var. Avro bölgesini gerçekten bütünleştirmemiz, parasal birliği ekonomik birlikle tamamlamamız gerekiyor. Peki, bu Topluluk yaklaşımı nasıl inşa edilebilir?  Gelecek haftalarda, Komisyon altılı paket üzerine kurulacak ve özellikle Avro bölgesinde olmak üzere, ekonomik koordinasyonu ve bütünleşmeyi derinleştirmek için,  tek, uyumlu bir çerçeve sunacak.  Bu, Avro bölgesi ile Birlik arasındaki uyumu bir bütün olarak garantileyen bir biçimde yapılacak. Biz elbette Avro bölgesinin tek piyasanın ve hepimizin dört özgürlüğünün büyük müktesebatını parçalamasını istemeyiz.
Aynı zamanda, rekabet gücümüzü artırmak için karar verme ortaklığı yaratabiliriz. Bu ulusal uygulama yetkisini tamamen dikkate alarak, Avro Rekabet Paktı’nı bu çerçeveyle bütünleştirerek de yapılabilir.
Tüm bunların işe yaraması için, Komisyon’un Üye Ülkeler’in gerçekleştirmesi gereken eylemlerini önermek ve değerlendirmek konusundaki bağımsız otoritesine her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Haydi, dürüst olalım, hükümetler bunu tek başlarına yapamazlar. Bu hükümetler arasındaki uzlaşmalar tarafından da yapılamaz.

Aslında, Topluluğun yetkileri dahilinde, Komisyon Birliğin ekonomik hükümetidir, biz bunun için kesinlikle daha fazla kuruma ihtiyaç duyuyoruz.
Bu nedenle antlaşmalar uluslar üstü kurumlar yarattı. Bu nedenle Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası, Avrupa Adalet Mahkemesi yaratıldı. Dahası, doğal olarak Üye Devletler ile ortaklık içerisinde işleyen Komisyon, bu Meclis tarafından oylandı ve yine bu meclise karşı sorumlu. Hem Avro bölgesinin hem de AB’nin Parlamentosu bir bütün halinde doğrudan seçildi.
Değerli Üyeler,
 Aynı zamanda Avro bölgesinin birleştirilmiş dışa tanıtımının da zamanı gelmiştir. Sözleşmeyle uyum içerisinde, Komisyon bu amaçla önerilerde bulunacaktır.
Bu temel üzerine ve ortak bir yaklaşımla kurulmuş, istikrarlı ve sorumluluk sahibi bir Birlik, aynı zamanda Üye Devletlerin de egemen borçların çıkarılabilmesi için daha büyük bir piyasanın avantajlarının tamamen farkına varabilmesini sağlar.
Avro bölgesi hem bütünleşmeyi hem de disiplini garantilemek için gereken araçlarla tamamen donandıktan sonra, müşterek borçların çıkarılması tümü için hem doğal hem de avantajlı bir adım olarak görülecek. Bazı Avro tahvillerinin “İstikrar tahvilleri” olmasına karşılık: Kurallara göre oynayanları ödüllendiren ve kurallara uymayanları da cezalandıran bir biçimde tasarlanmış tahviller. Daha önce de bu meclise duyurduğum gibi, Komisyon gelecek haftalarda bu gibi “İstikrar Tahvilleri”ne dair seçenekler sunacak.
Bu seçeneklerden bazıları mevcut Sözleşme dahilinde uygulanabilirken, tam teşekküllü Avro tahvilleri için Sözleşme değişikliği gerekir. Ve bu önemlidir, çünkü değerli üyeler, biz mevcut Lizbon Sözleşmesi dahilinde çok şey yapabiliriz. Ve bunu yapmamak için ve bunu şimdi yapmamak için hiçbir bahane yoktur.
Ancak Sözleşmede daha fazla değişiklik yapılmasını düşünmek gerekli olabilir.
Aynı zamanda kısmi olarak oy birliği kısıtlamasını da düşünüyorum. Müşterek çabalarımızın temposu en yavaş olana göre ayarlanamaz. Ve bugün en yavaş üyenin tüm diğer Üye Devletlerin hızını belirlediği bir Birliğimiz var. Bu aynı zamanda piyasaların bakış açısına göre de güvenilir değil, bu yüzden de bu karar alma sorununu çözmemiz gerekiyor. Bir Üye Devlet elbette kararları kabul etmeme hakkına sahiptir. Bu, dedikleri gibi, bir ulusal egemenlik meselesidir. Ancak bir Üye Devlet diğerlerinin hareketlerini önleme hakkına sahip değildir, diğerleri de kendi ulusal egemenliklerine sahiptirler ve daha ileri gitmek istiyorlarsa, gitmelidirler.
Bizim Sözleşme değişimi tasarlama istekliliğimiz bugün gerekli olan reformları ertelemek için bir yol veya bir bahane olmamalıdır, ancak ben inanıyorum ki bu uzun vadeli perspektif şimdi bizim kararlarımızın güvenilirliğini arttıracaktır.
İstikrarlı ve sorumluluk sahibi bir Birlik demek, finansal sektör için yeni bir düzenleme sisteminde hızla işleri tamamlamak demektir. Bizim gerçek ekonomiye borç veren, iyi bir sermayeye sahip, sorumluluk sahibi bankalara ihtiyacımız var.
Bankalarımızın bir kısmının sözde savunmasızlığı hakkında çok şey söylendi. Avrupa bankaları geçtiğimiz yıllarda sermaye durumlarını sürekli bir biçimde güçlendirdi. Şimdi, yazın gerilim testi tarafından tanımlanan geriye kalan boşlukları doldurmak için sermaye arttırıyorlar. Bu, gerçek ekonomide ve iş alanlarında finansal piyasa düzensizliği üzerindeki zararı sınırlamak için gereklidir.
Geçtiğimiz üç yıl boyunca, finansal düzenleme için yeni bir sistem tasarladık.
Şimdi hatırlayalım, hali hazırda yürütmenin 29 bölümünü ileri bir tarihe attık. Siz hali hazırda, şimdiden çalışır durumda olan bağımsız denetleme yetkilileri yaratılması da dahil olmak üzere, bunların bazılarını benimsediniz. Şimdi şu konularda yeni kurallar için, önerilerimizi onaylamak önemlidir:
• Yan ürünler;
• Teminatsız açığa satış ve kredi geciktirme takasları,
• Bankacılar için adil ücretlendirme.
Öneriler bunlardır, bu önerilerin Konsey ve Parlamento tarafından kabul edilmeleri gerekmektedir. Komisyon bu yılın sonunda geriye kalan önerileri alacaktır, bunların isimleri şöyledir:
• Kredi oranlama ajansları;
• Banka kararları,
• Finansal işletmelerin kişisel sorumlulukları
Böylece biz G20’de finansal düzenlemeler için küresel çabaları kendine görev edinmiş ilk seçmenler olacağız.

Değerli Üyeler,
Geçtiğimiz üç yılda, Üye Devletler –vergi ödeyenler demeliyim—finansal sektöre 4,6 trilyon Avroluk yardım ve garanti sağlamıştır. Şimdi finansal sektörün de topluma böyle bir katkıda bulunmasının zamanıdır. Ben işte bu yüzden, bugün, Komisyon’un Finansal İşlem Vergisi için bir öneri benimsediğini söylemekten gurur duyuyorum.  Ben bugün sizin önünüze, uygulanması durumunda yıllık 55 milyar Avro civarı bir gelir getirecek olan çok önemli bir metin sunuyorum. Bazı insanlar “Neden?” diye soracak. Neden mi? Bu bir adalet meselesi. Eğer bizim çiftçilerimiz, işçilerimiz, sanayiden tarıma, hizmet sektöründen, ekonominin tüm sektörlerine, bunların hepsi topluma bir katkı payı ödüyorsa, bankacılık sektörü de topluma bir katkıda bulunmalıdır.
Eğer bizim mali düzenlemeye ihtiyacımız varsa -ki var-, eğer bizim daha fazla gelire ihtiyacımız varsa bu gelirlerin nereden geldiği sorulmalıdır. Emeği mi daha fazla vergilendireceğiz? Tüketimi mi daha fazla vergilendireceğiz? Ben bazı Üye Devletlerimizde toplumun üzerine düşen katkı payını ödemeyen finansal aktiviteleri vergilendirmenin daha adil olduğunu düşünüyorum.
Bir pay ödemesi gerekenler yalnızca finansal kurumlar değildir. Vergi kaçırılmasına göz yummaya gücümüz yetmez. Bu yüzden AB içerisinde tasarruf vergileriyle ilgili önerimizi benimsemenin zamanı gelmiştir. Ve son olarak ben Komisyona, tüm Avrupa Birliği’nin üçüncü ülkelerle gerçekleştireceği vergi anlaşmalarında uzlaşmaları ve talep ettiğimiz vekâleti vermeleri için Üye Devletlere sesleniyorum.
Değerli Üyeler,
İstikrar ve sorumluluk tek başına yeterli değildir. Bizim istikrara ihtiyacımız var, ama aynı zamanda büyümeye de ihtiyacımız var. Sorumluluğa ihtiyacımız var ama aynı zamanda dayanışmaya da ihtiyacımız var.
Ekonomi yalnızca büyüme ve iş alanları elde ederse güçlü kalabilir. Bu yüzden biz de ekonomimizin, özellikle de gerçek ekonomimizin enerjisini serbest bırakmalıyız.
Bugün tahminler güçlü bir yavaşlamaya işaret ediyor.
Ancak Avrupa’da kayda değer bir büyüme imkânsız bir hayal değildir. Bu bize yarın, sihirli bir biçimde gelmeyecek. Ancak biz büyümenin gerçekleşmesi için gerekli koşulları oluşturabiliriz. Bunu daha önce yaptık. Bunu tekrar yapmalıyız ve yapabiliriz de.
Yeni bir mali uyarıcıya pek de yerimiz olmadığı doğru.
Ancak bu büyüme gerçekleştirmek için daha fazla şey yapamayacağımız anlamına gelmiyor.
Öncelikle, mevcut mali boşlukları olanlar bunu keşfetmeliler, ancak bu sürdürülebilir bir biçimde olmalı.
İkinci olarak, tüm üye devletlerin, dünyadaki rekabet gücünü artırması ve büyüme gerçekleştirebilmesi için yapısal reformlar gerçekleştirmeleri gerekiyor.
 Hep birlikte, tek bir piyasanın potansiyelini kıpırdatabiliriz ve kıpırdatmalıyız da, ticaretin tüm nimetlerinden faydalanmalı ve yatırımı Birlik düzeyinde hareketlendirmeliyiz.
Tek piyasayla başlayayım.
Hizmetler Yönergesinin tek başına tamamen uygulanması, tahminlerimize göre, ekonomik kazanca 140 milyar Avroya kadar katkı sağlayabilir.
Ancak bugün, uygulama için son sürenin iki yıl sonrasında, bazı Üye Devletler hala gerekli yasaları benimsememiştir.
Bu yüzden biz Avrupa’da gerçek bir hizmet liberalizasyonunun tüm kazançlarından faydalanamıyoruz.
Ancak daha fazla şey de yapabiliriz.
 Teklif edileni benimsemeliyiz. Avrupa Komisyonu’nda Tek Piyasa Yasası’nı benimsedik. Kilit inisiyatiflerin bir kısmı hazır.
 Mevcut koruma masraflarını % 20’ye kadar azaltacak bir Avrupa patentine sahip olmaya çok yakınız. Bunun bu yılın sonunda sonuçlanmasını bekliyorum.
 Dahası, Tek Piyasa Yasası için, hızlı yoldan bir yürütme prosedürü düşünmeliyiz. Bu arada, birçok alanda hızlı yoldan bir yürütme prosedürü uygulamalıyız çünkü gerçekten acil işlerin olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bu bizim bu gibi olağan dışı durumlara müdahale etmemize olanak sağlayacak. 
Ve gelecekteki büyüme gitgide daha çok bilişim teknolojisinin kullanımına dayanacak. Her yıl e-ticaretin olanaklarını, örneğin mobil dolaşım ücretlerini sonuna kadar kullanarak, her Avrupalıya 1500 Avro civarı bir kâr getirecek bir dijital tek piyasaya ihtiyacımız var.
Geniş çapta ekstra %10’luk bir miktar bize % 1 ile % 1,5 arası fazladan yıllık büyüme getirecektir.
Rekabetçi bir dünyada biz de aynı zamanda bu yeni zorluklarla yüzleşmek için çeşitli becerilerle iyi bir biçimde donanmış olmalıyız. Yenilikçi olmalıyız. Ve sürdürülebilir bir biçimde hareket etmeliyiz.
Hali hazırda yenilikçiliğe, kaynak etkililiğine ve endüstriyel temelimizi nasıl güçlendirebileceğimize dair ayrıntılı öneriler sunduk.
Modern endüstriyel kurallar araştırma ve yenilikçiliğe yatırım yapmaktan yanadır.
 Avrupa çevresinde genç, yenilikçi şirketlere fon sağlamak için risk sermayesinin kullanımını artırma çabalarımızın benimsenmesini hızlandırmalıyız.
Eğer biz, yeşil teknolojiler de dahil olmak üzere, yeniliklere ve yeni teknolojilere odaklanırsak, sürdürülebilir işler de beraberinde gelecektir. “Yeşil”in ve büyümenin bir arada ilerlediğini görmeliyiz.
Örneğin, yenilenebilir sektör geçtiğimiz 5 yıl içerisinde Avrupa Birliği’nde şimdiden 300,000 iş imkânı yarattı. Küresel yeşil teknoloji önümüzdeki on yıl içerisinde üçe katlanacak.
  Eylemlerimizi gerçek bir etki yaratan alanlara odaklamalıyız. Gelecekteki gelişim bizim, Avrupalı şirketler için, özellikle de Kobiler için 38 milyar Avroluk bir tasarruf sağlayacak olan Akıllı Tüzük gündemimizi aktif biçimde izlememiz gerektiği anlamına geliyor. Ancak Üye Devletler de aynı zamanda idari sorumlulukları azaltmak konusunda kendi üzerlerine düşeni yapmalıdır.
Ancak bizim aynı zamanda yatırıma ihtiyacımız var. Bu reformlar önemli ama biz Avrupa ölçeğinde bir tür yatırıma ihtiyaç duyuyoruz.

Büyüme ve dayanışma üzerine kurulu bir Birlik, modern, birbirine bağlı altyapılara ihtiyaç duyar.
Önümüzdeki Çok Yıllık Finansal Çerçeve (ÇFÇ) için Avrupa’yı enerjide, ulaşımda, dijitalde- birbirine bağlayacak bir hizmet yaratmayı önerdik.
ÇFÇ önerimizin bu yenilikçi kısmı bir başka çok önemli yenilikçi fikir olan proje zinciriyle birlikte görülmelidir.
Gelecek haftalarda Komisyon AB proje zincirleriyle ilgili önerisini yayınlayacak. Biz aynı zamanda, bu büyümeye sermaye sağlayabilmek için, pilot projeler öneriyoruz. Bunu ÇFÇ benimsenmeden önce dahi yapabiliriz. Bu şekilde Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu en büyük altyapı yatırımlarından bazılarını planlama döneminin başında kullanılacak şekilde düzenleyebiliriz.
Birlik ve Üye Devletler, uzun vadeli yatırımları finanse etmek için kendi tarzında işleyen bankamız Avrupa Yatırım Bankası’nın daha çok, mümkün olduğu kadar çok şey- yapmasının nasıl sağlanabileceğini acilen düşünmelidir.
Bunu yapabilmek için, gerçek ekonomiye borç verebilmesi adına AYB’nin, kaynaklarını ve sermayesini artırmanın yollarını bulmalıyız.
2000 yılında, Avrupa’da 22 milyar Avroluk risk sermayesi vardı. 2010 yılında ise yalnızca 2 milyar Avroluk. Eğer girişimciliği desteklemek istiyorsak, bu gerilemeyi tersine çevirmeliyiz ve bu desteğe bizzat Kobiler için ihtiyacımız var.
Aynı zamanda, birleşme kapasitesini artırarak, Yapısal Fonları makro-ekonomik performansı desteklemek için kullanarak Yapısal Fonlarda daha fazla büyüme elde edebiliriz. Bu fonlar yenilik, eğitim ve istihdam için, ayrıca da Kobiler için  vazgeçilmezdir.
Aynı zamanda bu Meclisi, destek programlarına sahip ülkelerdeki ortak finansman oranlarını artırmak için Ağustos’ta yaptığımız öneriyi yılsonuna kadar onaylamaya davet ediyorum. Bu, ulusal bütçeler üzerindeki baskıyı azaltırken, bu ekonomilere de önemli kaynaklar yerleştirecektir.
Değerli Üyeler,
İş gücü piyasalarımızda, kamu maliyelerinde ve emekli maaşı sistemlerimizdeki reformlar, toplumun tüm kesimlerinin büyük çaba harcamasını gerektirmektedir.
 Hepimiz bu değişikliklerin gerekli olduğunu, böylece sosyal piyasa ekonomimizde reformlar yapabileceğimizi ve sosyal modelimizi koruyabileceğimizi biliyoruz. Ancak adalet, kapsayıcılık ve dayanışma değerlerimize bağlı kalmamız kaçınılmazdır.
Şu anda gençlerimizin, iş bulmayan 5’te 1’lik kesimine somut bir umut vermemiz gerekiyor. Bazı ülkelerde, genç insanlarımızın durumu tam anlamıyla dramatik. Şirketlere, genç insanlar için staj ve çıraklık eğitimi olanakları sağlamak adına özel bir çaba göstermeleri çağrısında bulunuyorum. Bunlar Avrupa Sosyal Fonu tarafından desteklenebilir.
İş alanları, sosyal ortakları, ulusal yetkililer ve Birlik düzeyini bir “Genç Olanaklar İnisiyatifi”nde çalışır hale getirerek, bir fark yaratabiliriz. Bunun iş bulamayan genç insanlarımızın tedirginliklerine cevap verecek en acil sosyal mesele olduğunu düşünüyorum ve bu Birliğe yönelik güven eksikliğini bu tedirginlikle sokaklarda bir bütün halinde ifade etmektense, bir çıraklık eğitimine, eğitim dönemine dahil olmanın çok daha iyi olduğunu düşünüyorum.
Avrupa 2020 Büyüme ve İş Planlarımızın en acil kısımlarını hızlandırmalıyız. Komisyon, her Üye Ülke’de, gelecek yıla dair ülkeye özgü önerileriyle genç insanların durumuna odaklanacak.
Geleceğimize gerçek bir şans vermemiz gerektiğine inanıyorum.
Şu anda aynı zamanda yoksulluk riski taşıyan 80 milyon Avrupalıya yardım etmek için harekete geçmeliyiz.
Bu da, Konseyin sonunda, en yoksul insanlar için gıda tedariki programının korunması için, bizim önerimizi kabul etmesi gerektiği anlamına geliyor. Bu Parlamentoya önerdiğimiz çözümlere verdiği siyasi destek için teşekkür etmek istiyorum. 

Değerli Üyeler,
 Elli yıl önce, Avrupa’da 12 ülke Sosyal Şart’ı imzalamak için bir araya geldi. Bu tam olarak 50 yıl önce Ekim ayında gerçekleşti. Bugün, bu Şartın, tüm Üye Devletlerimiz de dahil olmak üzere 47 imzacısı var.
Avrupa’da bu temel değerleri garanti altına almak için, Avrupa düzeyince sosyal diyalog kalitesini artırmamız gerektiğine inanıyorum. Avrupa’nın yenilenmesi ancak tüm sosyal ortakların -sendikaların, işçilerin, iş alanlarının, sivil toplumun genel biçimde- katkısı ve sahiplenmesiyle başarıya ulaşabilir. 
Bizim Avrupa’mızın bir vatandaşlar Avrupa’sı olduğunu unutmamalıyız. Vatandaşlar olarak, hepimiz Avrupa üzerinden kazanç elde ediyoruz. Ulusal kimliğimizden ayrı olarak bir Avrupalı kimliği ve vatandaşlığı kazanıyoruz. Avrupa vatandaşlığı beraberinde bir dizi hak ve olanak getiriyor. Özgürce sınırları geçme, yurtdışında çalışma ve eğitim görme olanağı. Burada tekrar, hepimiz ayağa kalkmalı ve bu olanakları korumalı ve geliştirmeliyiz. Tam da şu anda Komisyonun Schengen önerimizle yaptığı gibi. Vatandaşlarımızın haklarında bir geriye dönüşü hoş görmeyeceğiz. Birliğimizde dolaşma özgürlüğünü ve tüm özgürlükleri savunacağız.
Değerli Üyeler,
Sizin de iyi bildiğiniz gibi, Komisyonun aktiviteleri, birçok alanı kapsıyor. Tüm bunları burada tartışamayacağım, ancak bunlar Parlamento Başkanı’na gönderdiğim ve hepinizin eline geçen mektupta belirtildi.
Ancak, sözlerimi tamamlamadan önce, Avrupa Birliği’nin dış olanaklarından bahsetmeme izin verin. Ben açık, dünyayla ilişki içerisinde bir Avrupa görmek istiyorum.
Dünyadaki Avrupa hareketi yalnızca vatandaşlarımız ve çıkarlarımız ve değerlerimizin korunmasının en iyi garantisi değil, aynı zamanda dünya açısından da vazgeçilmezdir. Bugün bir G2 hakkında konuşmak modadır. Dünyanın bir G2 istemediğine inanıyorum. Bu kimsenin yararına olmayacaktır. Soğuk savaş sırasında, iki kutupluluğun oluşturduğu gerilimi biliyoruz. Eğer adil ve açık bir dünyaya sahip olmak istiyorsak, Avrupa’nın her zamankinden daha fazla gerekli olduğunu düşünüyorum.
Hızla değişen dünya, sorumluluklarını üstlenen bir Avrupa’ya ihtiyaç duyuyor. 27 ülkeden oluşan- yakında Hırvatistan’ın katılımıyla 28 olacak- etkili bir Avrupa.  İster ticari meselelerde, ister iklim değişikliğinde olsun, yol göstermeye devam eden bir Avrupa. Durban’dan +20’ye, büyük olayların bizi beklediği bir zamanda, Avrupa bu meselelerde liderlik konumunu elinde tutmalıdır.
Dikkatimizi bir de güneyli komşularımıza çevirelim. Arap Baharı yalnızca bu halklar için değil aynı zamanda Avrupa için de uzun süreli sonuçlar yaratacak derin bir dönüşüm. Avrupa bununla gurur duymalıdır. Biz bu Tunusluların, Mısırlıların ve Libyalıların ilk yanında duranlar olduk. Avrupa bu meşru talepleri bizzat, Demokrasi ve Paylaşılan Refah Ortaklığı’mız üzerinden destekliyor.
Arap Baharı tüm bölge çapında bir barış umudu vermelidir. Avrupa, İsrail Devleti’nin yanı sıra barış içinde yaşayan bir Filistin Devleti de görmeyi dilemektedir.
Dikkatimizi bir de doğulu komşularımıza yöneltelim. Cuma günü Varşova’daki Doğu Ortaklığı Zirvesi’nde yer alacağım. Oraya biz ve bölgedeki ortaklarımızla daha yakın bir siyasi ilişki ve daha sıkı bir ekonomik bütünleşme oluşturma arzusuyla gideceğim. AB olağanüstü bir dönüşümsel güce sahiptir. Dünyadaki birçok insan için bir ilham kaynağıdır ve eğer bu ülkeler derinlikli bir reform sürecine girecek olurlarsa, onlara yardım edebiliriz. Siyasi ve ekonomik bağlarımızı sıkılaştırabiliriz.
Son olarak, bilhassa en yoksulları unutmayalım ve Milenyum Gelişim Hedeflerine ulaşmaya dair verdiğimiz sözleri tutalım.
Aynı zaman gerçekçi olmalıyız ve Avrupa etkisini tamamen kullanmak istiyorsa, gerçekten bir güç olmak istiyorsa, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’nı güçlendirmeliyiz. Eğer gerçekten dünyada hatırı sayılır bir yere sahip olacaksak, bu politika güvenilir olmalı. Ortak bir güvenlik ve savunma boyutuna dayanmalı.
İnsanların Okyanus Ötesi ilişkilere zarar vereceği korkusuyla bir Avrupa savunması fikrine karşı çıkmaları uzun zaman önceydi. Fark ettiğiniz gibi, bugün Amerikalıların kendileri bizden Avrupalılar olarak daha fazla şey yapmamızı istiyor. Dünya değişti, dünya hala temelde değişiyor. Gerçekten dünyanın bizi dikkate almasını istiyor muyuz?
Bu yüzden, savunma bütçelerinin baskı altında olduğu bir dönemde, kendi düzenimiz için birlikte daha çok şey yapmalıyız.
Komisyon kendi üzerine düşeni yapıyor: Tek bir savunma piyasası için çalışıyoruz. Bir Avrupa savunması endüstriyel temeli geliştirmek amacıyla Sözleşme hükümlerimizi kullanıyoruz.
Değerli Üyeler,
Saf olmayalım: Dünya değişiyor ve eğer Avrupa dünyada hatırı sayılır bir yere gelecekse ve vatandaşlarının çıkarlarını savunacaksa, bize dünyanın geleceğine dair bir ağırlık ve söz hakkı vermesi için siyasi boyuta ve savunma boyutuna ihtiyacımız var.
Değerli Üyeler,
Özetliyorum.
2014 yılında, yönetimimizin sonunda, Birinci Dünya Savaşı’nın kıtamızda patlak vermesinin üzerinden tam bir yüzyıl geçmiş olacak. Avrupa ve dünya tarihimim tarihindeki en dramatik sayfalardan biri olan, İkinci Dünya Savaşı tarafından devam eden karanlık bir süreç. Bugün bu gibi korkular Avrupa’da hayal dahi edilemez, büyük ölçüde Avrupa Birliği’miz olmasından ötürüdür. Avrupa vizyonu sayesinde, biz kıtamızda ekonomik ve siyasi bütünleşme üzerinden bir barış garantisi oluşturduk. İşte bu yüzden de bu büyük işin tehlikeye atılmasına izin veremeyiz. Bu bize önceki nesillerden gelen bir hediyedir. Bizim neslimizin aklında bu konuda hiçbir soru olmayacaktır. Ve net olalım: Eğer Avrupa’yı dağıtmaya başlarsak, Avrupa’nın en büyük kazanımlarını geriye sarmaya başlarsak, şüphesiz biçimde parçalanma riskiyle karşı karşıya kalacağız.
Söylediğim gibi, şu anda karşı karşıya olduğumuz krizin kaynağı siyasi bir sorun. Bu bizim bir arada yaşama isteğimize yönelik bir test. İşte bu yüzden ortak kurumlar kurduk. İşte bu yüzden Avrupa çıkarını gözetmeliyiz.
 Bugünün gerçekliği, hükümetler arası ortaklığın Avrupa’yı bu krizin dışına itmeye, Avrupa’ya bir gelecek vermeye yetmeyeceğidir. Tersine, hükümetler arası olmanın belirli biçimleri ulusal forma geri dönme ve parçalanmaya yol açabilir. Hükümetler arası olmanın bazı biçimleri umduğumuz birleşmiş Avrupa’nın sonunu getirebilir.
Şu an aldığımız veya alamadığımız kararların, geleceğimizi belirleyeceğini unutmayalım. Dünyanın diğer yanlarındaki insanlar, bir tür lütuf içerisinde, biz Avrupalılara ne yapmamız gerektiğini söylediklerinde kendimi kırılmış hissediyorum. Bence, açıkça, bizim sorunlarımız, çok ciddi sorunlarımız var, ama aynı zamanda demokrasilerimizden dolayı özür dilemek zorunda değiliz. Sosyal piyasa ekonomimizden dolayı özür dilemek zorunda değiliz. Kurumlarımızdan, ama aynı zamanda da Üye Devletlerimizden, Paris’ten, Berlin’den, Atina’dan, Lizbon’dan ve Dublin’den, Avrupalı olma gururunun patlamasını, bir asalet patlaması göstermelerini ve ortaklarımıza: “Önerin için teşekkürler, ama biz hep birlikte krizin üstesinden gelebiliriz” demelerini istemeliyiz. Ben bu Avrupalı olma gururunu yaşıyorum.
Ve Avrupalı olma gururu yalnızca mükemmel kültürümüz, mükemmel medeniyetimiz, hayat verdiğimiz her şey demek değil. Bu yalnızca geçmişe ait bir gurur değil, aynı zamanda geleceğimize dair de bir gurur. İçimizde yeniden oluşturmamız gereken güven tam da bu. Bu mümkün.
Bazıları bunun çok zor olduğunu, imkânsız olduğunu söylüyor. Onlara mükemmel bir adamın, mükemmel bir Afrikalının, Neslon Mandela’nın sözlerini hatırlatmak istiyorum: “Yapılana kadar daima imkânsızdır.” Haydi yapalım. Bunu güvenle yapabiliriz. Yapabiliriz, Avrupa’mızı yenileyebiliriz.
Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

Daha fazla bilgi

Kıbrıs'ta Avrupa Komisyonu

Contact

Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği

Address

AB Evi

30 Byron Caddesi

1096 Lefkosa

Phone

work Tel.:
+357 22 81 77 70

Fax

fax Fax:
+357 22 76 89 26

E-Mail


Europe Direct Larnaka

Address

Filiou Tsigaridi

6300 Larnaka

P.O. Box 40045

Phone

work Tel.:
+357 24 62 09 93

Fax

fax Fax:
+357 24 62 09 93

E-Mail


Europe Direct Limasol

Address

173-179 Chr. Hadjipavlou

3036 Limassol

Phone

work Tel.:
+357 25 00 20 44 ve +357 25 00 20 27

Fax

fax Fax:
+357 25 00 27 63

E-Mail


Europe Direct Baf

Address

Palia Ilektriki

8 Vladimirou Iracleous

8010 Baf

Phone

work Tel.:
+357 26 93 55 00

Fax

fax Fax:
+357 26 91 10 32

E-Mail


Information page

  • Top
  • Last update: 27 | 10 | 2011